İİK 96 – 97 mi 99 mu? Hacizde İstihkak Sürecinin En Kritik Ayrımı

İstihkak Kurumunun Uygulamadaki Yeri

İcra hukukunda haciz sırasında en sık karşılaşılan durumlardan biri istihkak iddiasıdır. Özellikle ticari işletmeler bakımından bu mesele çoğu zaman teknik bir tartışma olmaktan çıkar ve doğrudan sonuca etki eder. Uygulamada borçlu şirketin unvan değiştirmesi, adresini taşıması, işletmenin devredilmiş gibi gösterilmesi ya da aynı yerde farklı bir şirket görüntüsü verilmesi oldukça yaygındır. Bu nedenle haciz mahalline gidildiğinde istihkak iddiası ile karşılaşmak artık istisnai değil, olağan bir durumdur.

İstihkak Davasının Konusu

İstihkak davasının konusunu mülkiyet hakkı, sınırlı ayni haklar ve şerh edilmiş şahsi haklar oluşturur. Üçüncü kişi, haczedilen mal üzerinde kendisine ait bir hak bulunduğunu ileri sürebilir. Ancak bu iddianın geçerliliği, kim tarafından ileri sürüldüğüne bağlıdır. Tüzel kişilerde bu beyanın mutlaka yetkili temsilci tarafından yapılması gerekir. Uygulamada bir çalışanın yaptığı beyanın tutanağa geçirilmesi, tek başına geçerli bir istihkak iddiası doğurmaz.

İİK Kapsamında 96–97 ve 99 Prosedürü

İcra ve İflas Kanunu istihkak bakımından iki ayrı sistem öngörür. 96 ve 97. maddelerde malın borçlunun elinde haczedildiği kabul edilir. Bu durumda istihkak davasını açacak olan taraf üçüncü kişi, davalı ise alacaklıdır. Ayrıca bu prosedürde malların muhafaza altına alınması mümkündür.

Buna karşılık 99. madde kapsamında mal üçüncü kişinin elinde haczedilmiş sayılır. Bu durumda mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehine işler. Dolayısıyla davayı açacak olan taraf alacaklıdır ve üçüncü kişi davalı konumundadır. Üçüncü kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde malların muhafaza altına alınması da söz konusu olmaz.

Bu ayrım yalnızca teknik değildir; davanın taraflarını, ispat yükünü ve fiili durumu doğrudan etkiler.

Prosedürün Belirlenmesi ve Ön Şart

Hangi prosedürün uygulanacağına haciz anında icra memuru karar verir. Ancak bu aşamaya gelmeden önce ortada geçerli bir istihkak iddiasının bulunması gerekir. Bu iddia borçlu tarafından üçüncü kişi lehine ileri sürülebileceği gibi, üçüncü kişi tarafından da doğrudan ileri sürülebilir.

İcra memurunun yaptığı bu belirleme, sürecin tamamını etkiler. Bu nedenle haciz anındaki müdahale çoğu zaman davadan daha kritik hale gelir.

96–97 Prosedüründe Süreç

96–97 prosedürü uygulandığında icra dairesi istihkak iddiasını alacaklıya bildirir. İtiraz edilmesi halinde dosya icra mahkemesine gönderilir. Mahkeme öncelikle takibin devamına veya durdurulmasına karar verir. Uygulamada çoğunlukla takibin devamına karar verilmektedir.

Bu kararın tebliğinden itibaren üçüncü kişinin 7 gün içinde istihkak davası açması gerekir. Bu süre hak düşürücüdür. Bu süreçte mallar genellikle muhafaza altına alınmış ve yediemin deposuna kaldırılmış olur.

Ayrıca bu aşamada, üçüncü kişi elindeki güçlü belgeleri sunarak takibin durdurulmasını talep edebilir. Takibin devamına karar verilmesi halinde ise teminat karşılığında durdurma talep edilmesi mümkündür.

99 Prosedürünün Sonuçları

99 prosedüründe ise mal üçüncü kişinin elinde haczedilmiş sayılır. Bu durumda mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehinedir ve davayı açma yükümlülüğü alacaklıya aittir. İcra memuru haczi yapmak zorundadır ancak istihkak iddiasını tutanağa geçirir ve alacaklıya dava açması için 7 günlük süre verir.

Üçüncü kişi yedieminliği kabul ederse mallar bulunduğu yerde bırakılır ve muhafaza altına alınmaz. Bu yönüyle 99 prosedürü, üçüncü kişi açısından açık şekilde daha avantajlıdır.

Taşınır – Taşınmaz Ayrımı

İstihkak iddiası yalnızca taşınır mallar bakımından söz konusu olur. Taşınmazlar bakımından böyle bir iddia ileri sürülemez. Bu tür durumlarda yapılacak başvuru, memur muamelesini şikayet niteliğindedir.

İcra Memurunun Kararına Karşı Şikayet

İcra memurunun 96–97 veya 99 prosedürünü uygulamaya ilişkin kararı, kesin nitelikte değildir. Üçüncü kişinin bu karara karşı şikayet yoluna başvurması mümkündür. Uygulamada her zaman tercih edilmese de, yanlış prosedür uygulanması halinde bu yol açık olup Yargıtay içtihatları da bu yöndedir.

Yargıtay Kriterleri

Yargıtay’a göre yalnızca borçluya ait tek bir belgenin bulunması, eski tarihli evraklar, aynı sektörde faaliyet veya şirketler arasındaki akrabalık ilişkisi tek başına 96–97 prosedürünün uygulanması için yeterli değildir.

Ayrıca haciz adresi ile ödeme emrinin tebliğ edildiği adresin farklı olması, haciz mahallinin üçüncü kişiye ait ticaret sicil adresi olması ve borçluya ait güncel evrak bulunmaması gibi durumlarda 99 prosedürünün uygulanması gerektiği yönünde yerleşik kararlar bulunmaktadır.

Uygulamadan Somut Bir Örnek

Uygulamada sık karşılaşılan bir durumda, borçlu şirketin bulunduğu yerde farklı bir şirket görünümü oluşturulmakta ve buna ilişkin devir sözleşmeleri ibraz edilmektedir. Ancak yapılan incelemelerde, özellikle bilgisayar kayıtları ve muhasebe verileri üzerinden borçluya ait faaliyetlerin devam ettiği tespit edilebilmektedir.

Bu gibi durumlarda icra memuru, malın gerçekte borçlunun elinde bulunduğu kanaatine vararak 96–97 prosedürünü uygulayabilir. Bununla birlikte uygulamada icra dairelerinin çoğu zaman en küçük bir emareyi dahi yeterli görerek 96–97’ye yöneldiği de bir gerçektir.

Tasarrufun İptali Davası (Karşı Dava)

96–97 prosedüründe üçüncü kişi istihkak davası açtığında, alacaklı bu davaya karşı tasarrufun iptali davası açabilir. Bu dava, istihkak davası ile birlikte icra mahkemesinde görülür ve ayrıca haciz şartı aranmaz. Bu yönüyle alacaklı açısından önemli bir stratejik avantaj sağlar.

Talimat Hacizlerinde Yetki

Haciz talimatla yapılmışsa, hangi prosedürün uygulanacağına haczi yapan icra dairesi değil, takibin yürütüldüğü esas icra dairesi karar verir. Talimat icra dairesi yalnızca haczi yapar ve evrakları ilgili daireye gönderir.

Evrak Araştırması ve Sınırları

İcra memurunun evrak araştırma yetkisi sınırlıdır. Bu araştırma yalnızca haciz yapılan yerin kime ait olduğunun tespitine yöneliktir. Daha geniş kapsamlı bir inceleme yapılması mümkün değildir. Bu sınırın aşılması halinde durumun haciz tutanağına geçirilmesi gerekir.

Haciz Tutanağının Önemi

Haciz tutanağı, istihkak sürecinin en kritik belgesidir. Tutanakta yer alan beyanlar ileride açılacak davalarda bağlayıcıdır. Bu nedenle tutanağın dikkatle okunması, beyanların doğru şekilde yazdırılması ve gerektiğinde şerh düşülmesi büyük önem taşır.

İspat ve Bilirkişi İncelemesi

İstihkak davalarında mahkemeler genellikle bilirkişi incelemesine başvurur. Bu incelemede özellikle faturalar, ticari defterler ve mülkiyet belgeleri dikkate alınır. Bu nedenle iddianın güçlü belgelerle desteklenmesi belirleyici olur.

SONUÇ

İstihkak prosedürü, icra hukukunda teknik bir ayrıntı değil; doğru yönetildiğinde sürecin sonucunu belirleyen stratejik bir alandır. Özellikle haciz anında yapılacak doğru müdahale, sonradan yürütülecek yargılamadan çok daha etkili sonuçlar doğurabilir.

Meryem Karagöz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir